Derdimin bilirim dermanı yârdir
Ne kadar sabır o kadar kârdır
Zannetme ki bu günler bana dardır
Her darlıkta bir ferahlık vardır.
Her birimiz, derdimizi dile dökeriz. Bir de dile dahi dökülemeyen dertler vardır hayatta. Belki de gerçek dertler onlardır ve yandığı ateşi tarif edebilen gereği kadar yanmamıştır. Derler ki; gözyaşı önce kalbe, sonra göze düşer. Bazen de gözden düşen her bir damla yaş için, birileri gözümüzden düşer. Gözden düşenin değil de, gönülden düşenin hali, daha da beter.
Sahi bunca süslü kelimeler bilip de anlaşamayan insanoğlu, acaba sükut ederek anlaşabilir mi? Dili yüreğinde olanların, gönülden gönüle kurduğu sessiz bir köprüdür sükut. Saatlerce susup, çok konuştuk diyerek kalkan Alp ve Eren gönüllü yiğitlerin düsturudur sükût. Şairin de dediği gibi “Bir bakış bir bakışa neler neler anlatır, bir bakış bir bakışı senelerce ağlatır.” Belki de sevdiklerimizin en son bakışları kalır hatırımızda, çünkü kendimizi görürüz, o bir çift göz bebeğinin arasında.
Şimdiler de ne kadar da çok azaldı, dili yüreğinde dostlarımız. Gidiyoruz denildiğinde “Nereye” diye sormayan o adamlar. Çayın ne zaman bittiğini anlayamadığımız, samimi ortamlar ve onunla oturmak bir kitap okumakla eşdeğer diyeceğimiz arkadaşlar. Velhasıl dili yüreğinde, derdim bana derman imiş diyebilen, dertsizliği kendine en büyük dert bilen, o yüreklere selam olsun.
Yüreğiniz mert adamlarla dolsun.
Hayırla Kalın Dostlar…













