Kulübün son yirmi yılına bizzat şahit olmuş, çekilen sıkıntıları, acıları, üzüntüleri kısacası olumsuzluk adına ne varsa hepsini yaşamış biri olarak gelinen noktayı rüyamda görsem inanmazdım.
Sahipsizlikten kayyuma kalmış, Süper Ligden, 1. Lige, oradan da 2.Lige düşmüş sahipsiz bir kulüp sıfatıyla adeta yerlerde sürünürken, 2018’de bir sihirli elin dokunuşuyla ayağa kalkan ve koşar adımlarla geldiği lige dönen bir takım, şimdi Avrupalılara ismini ezberletiyor.
Bu büyük bir başarıdır.
Heykeli dikilecek, minnet ve şükran duygularını ileteceğimiz isim Yüksel Yıldırım’dır.
Bunu kimse göz ardı etmemelidir.
An itibarıyla 2026’nın Şubat ayında Samsunspor Avrupa Konfederasyon Kupası’nda son 16 takım arasında yer alıyor ve çeyrek finale göz kırpıyor.
Gurur duyulacak bir durum.
Bunları niye yazdım?
Bazıları geçmişi çok çabuk unutmuş, bugünü beğenmiyor, sallayıp duruyorlar. Hatırlatayım istedim.
Geçtiğimiz hafta Üsküp’te ki maçı tek golle kazanan kırmızı beyazlılar, rövanş maçında rakibinin sürpriz yapmasına izin vermedi.
İlk yarıda topun ve oyunun hâkimiyetini elinde tutan Samsunspor rakibin cılız etkisiz iki atağında gole geçit vermedi. Devre biterken Holse’nin nazar boncuğu şutu dışında kaleye şut çekemedi.
Çok farklı bir ikinci devre izledik.
Takımda, “Artık gidelim de gol atalım” düşüncesi hasıl oldu. Assoumou’nun düşürülmesi ile kazanılan penaltıyı kullanan Ntcham skor tabelasını değiştirdi.
Yenen gol Makedonya şampiyonunun gardını düşürdü.
O kadar güçsüz ve zayıflardı ki, ceza sahasına giremediler bile. Okan’ın yere yattığını göremedi!
Sonrasında geliştirdiği ataklarla farka gidildi.
Gol iştahının kabarıklığı gözle görülürken Ndiaye ve Marius’un skoru artıran vuruşları ortaya çok farklı bir skor koydu.
Shkendija kendi çapına göre gelebilecek en iyi yere kadar geldi. Bu onlar için inanılmaz bir başarı.
Ama güçleri, Samsunspor’a yetmedi.
İki maçı da gol atmadan 5 gol yiyerek tamamladılar.
Maç sonu tribünlerden gönderilen alkışı ziyadesiyle hak ettiler.
Havanın soğukluğu, yağmurlu oluşu, maçın ramazan akşamına gelişi gibi faktörler den olsa gerek tribünlerde yeteri kadar doluluk yoktu.
Ama gelenler, işlerini yani 12. Adamlık görevlerini layıkıyla yaptılar.
Türkiye’de oynana her maç yazımda hakemlere dokunmadan geçemiyorum. Ama Avrupa maçlarında asla kalemime takılmıyorlar.
Hakemliği adam gibi yapıyorlar da ondan.
Bizdekilerin çok fırın ekmek yemeleri gerekiyor.
Oturup Üsküpte’ki Norveçliyi, bu maçta ki İtalya’nı izleyip te kendilerini geliştirsinler.













