Dünya futbolunun kartelasına 24 yıl aradan sonra ismini yazdıran milli takım Kanada’da sahne aldı.
Vancouver Bc Place Stadı gökyüzünü görmeyen altı, üstü kapalı son derece modern çok amaçlı kullanılan bir mekân.
50 bini aşkın taraftar topluluğunda destekçilerimiz bir hayli fazla idi.
Maç öncesi çok hevesli, istekli ve de kendimizden emin, rakibi aşağıda gören bir tavırlara sahiptik.
Atalarımızın dediği gibi, el yumruğu yememiştik, kendi yumruğumuzu balyoz görüyorduk.
Son düdük çalındığında acı gerçekle yüz yüze gelinmişti.
A Milliler Avustralya karşısına dokuz kişi çıktı!
Koca 45 dakika da ayağına top değmeyen, kalabalık savunma arasında havası kaçmış balon gibi gezinen Kerem ile ayağına gelen her topu ikili mücadelelerde kaybeden, kale içerisine gönderdiği ortalarda topu arkadaşlarıyla buluşturamayan Barış Alper zayi ilanlarına adlarını yazdırdılar.
Her iki devrede de şut denemelerinin sayısı yeterliydi ama isabet tutturmada sıfır çekildi. Abdülkerim’in direkten dönen şutu dışında iki kez de kaleciye takılan toplar vardı.
Gerisi havanda su değmek gibi.
Şurası açık bir gerçek!
Takım olarak kalabalık savunmaları aşacak bir oyun planına sahip değiliz.
Fizik gücü yüksek, ileride yer alan iki kanat adamının çok hızlı oluşları karşısında aciz kaldık. Savunmada kaldılar, topla daha fazla oynamamıza izin verdiler, nadir geldikleri ataklardan ilkinde hedefe ulaştılar.
Yenilen golde üç savunma oyuncusu ağır kaldılar, adeta nal topladılar. Uğurcan’ın yapacağı bir şey yoktu.
Topa sahip olma oranın ne kadar yüksek olursa olsun sonuç elde etmek için meşin yuvarlağı üç direk arasından içeri itebilmelisin.
Yan pas yap, kaleciye geri yap, bir yere kadar yani, fazlası mide bulandırıyor, bıkkınlık veriyor.
Montella herkesin gördüğünü gördü.
Barış’ı devre arasında oyundan aldı, Kenan’ı sahaya sürdü.
Kenan’ın oyuna katkısı gözle görüldü. Heyecan veren gol denemeleri vardı.
Ama adamların ördüğü Çin setini delmek mümkün olmadı.
Oyunun büyük bir bölümünde ağır baskı kurduk, ama sonuç çıkaramadık. Rakip çok akıllı bir futbol taktiğiyle sonuca gitti.
Bu kayıp Montella’ya yazar.
Performansı düşük futbolcularımız fazlasıyla vardı ama en dipteki adam Montella’ydı.
Kağıt üstünde favori olmak mesele değil, mesele saha içerisinde gol ya da goller çıkararak maçı lehine tamamlayabilmek.
Ligde, futbolcunun giydiği formanın ismine ve rengine bakarak kadro tercihi yapıyorsan ceremesini çekecek olan da sen olacaksın bay İtalyano!
Yoğun geçen bir lig maratonundan sonra Amerika’ya havlu ve sandaletleri, güneş gözlükleriyle tatile gelenlere saha kenarından nasıl tahammül edebildin?
Kerem’i 85 dakika oyunda tutmanın geçerli bir bahanesi var mıdır?
Daha fazla gol yememek adına savunmada değişiklik yapmak da ne oluyor?
Kendi icadın olan forvetsiz futboldan ne zaman vazgeçeceksin?
Bir ulusun umutlarını, hayallerini yıkmak bu kadar kolay olmamalıydı.
Grup maçlarına yenilgiyle başladık.
Önümüzde Paraguay ve ABD maçları var.
Bu iki maçtan en az dört puan çıkarmalıyız.
Bu mümkün olabilir mi?
Çıkaramazsak tribüne çıkar milleti seyrederiz.
Hepsi bu.













