Yeşil sahada ter dökenlerin, o formanın hakkını vermek için haftalarca, aylarca çalışanların emeği ne zamandan beri bu kadar ucuzladı?
Soruyorum size; bir şehrin, bir camianın, yüzlerce taraftarın aylardır kurduğu 3. Lig hayali, bir hakemin taraflı düdüklerine nasıl bu kadar kolay kurban edilebiliyor?
İstanbul Yusuf Ziya Öniş Stadyumu’nda oynanan Çarşambaspor - Bitlis Spor 1916 BAL Play-Off final maçı, sadece bir futbol müsabakası değildi. O sahada bir tarafta aslanlar gibi mücadele eden, maça fırtına gibi başlayıp skoru 2-0’a getiren ve hakkıyla profesyonel ligin kapısını aralayan bir Çarşambaspor vardı; diğer tarafta ise düdüğüyle adaleti sağlamak yerine, o adaleti parça parça eden bir hakem yönetimi!
Maçın orta hakemi Abdullah Buğra Taşkınsoy, İstanbul’da sadece bir maç yönetmedi; adeta Çarşambaspor’un kaderiyle oynadı.
Daha 35. dakikada, futbolun temel kurallarını bilen herkesin "net kırmızı kart" diyeceği o acımasız müdahalede cebinden sadece sarı kart çıkaran Taşkınsoy, aslında o dakikada maçın rengini de belli etmişti.
Bitlis ekibinin agresifliğine, sertliğine göz yuman, adeta "Siz vurun, ben görmem" diyen bu yönetim anlayışı, futbol sahalarında görmek istemediğimiz cinstendi. Nitekim o tolerans, rakibin maça ortak olmasına çanak tuttu, tansiyonu yükseltti ve koskoca bir finali sinir harbine çevirdi. İlk yarı bitiminde sahaya emniyet güçlerinin girmek zorunda kalması, aslında hakem yönetiminin sahayı nasıl bir barut fıçısına çevirdiğinin en net vesikasıdır.
Şimdi sormak lazım: Böyle telafisi olmayan, tek maçlık ölüm kalım savaşlarında neden VAR (Video Yardımcı Hakem) sistemi uygulanmaz?
Federasyon, alt liglerin kaderini neden bir iki hakemin insafına ve iki dudağının arasına bırakır? VAR olsaydı, o kırmızı kart es geçilebilir miydi? O taraflı düdükler bu kadar rahat çalınabilir miydi? Elbette hayır. VAR’ın olmaması, hakem faciasına adeta konforlu bir alan yarattı.
Evet, uzatmalarda maç 3-2 bitti, Bitlis Spor 3. Lig’e çıktı. Kendilerini tebrik ederiz ancak tiyatronun başrolü kesinlikle onlar değildi. Başrol, Çarşambaspor’un alnın terini, taraftarının umudunu masa başında, sahada doğrayan hakem üçlüsünündü.
Skor tablosu ne yazarsa yazsın; bu maçın mağlubu Çarşambaspor değil, adaleti sağlayamayan Türk futbol yönetimidir. Çarşamba camiası bu haksızlığı unutmaz, bu kara leke de o düdüğü çalanların yakasını kolay kolay bırakmaz. Çünkü çalınan sadece bir galibiyet değil; koskoca bir şehrin inancı, emeği ve hayalleridir!













