Bir gün önce Fenerbahçe’ye emanet olarak verilen lig ikinciliği koltuğuna yeniden sahip olmak için Antalyaspor maçı mutlak surette kazanılmalıydı. Taraftarının müthiş desteğiyle karşılaşmaya etkili başlayan ve oyunu rakip alana yıkan Samsunspor'da Marius'un ayakları çarşafa dolanmasaydı, maçın hemen başında öne geçecek skor yakalana bilinirdi.
Akabinde Emre'nin ortasında Dimata kalecinin üzerine nişanlayınca yine "ahh" çekildi.
Baskıdan kurtulduğunda Güney ekibinin kaleye geldiği anlarda oldu. Ama yerinde temaslarıyla başta savunmanın emniyet kilidi Drongelen olmak üzere dörtlü defans geçişe imkan tanımadı.
Dakikalar 23’ü gösterdiğinde ilginç bir hakem faciasına şahit olduk. Emre ceza alanı içerisinde Moussa'nın tekmesine maruz kaldı, oyun devam ettirildi. İkaz gelince oyunu durduran hakem efendi dakikalarca VAR'da teması izledi, çayını, kahvesini içti sonrasında devam kararı aldı.
Ben anlamıyorum, anlayan varsa beri gelsin. Emre’nin dizi parçalansa, futbol hayatı bitecek! Nasıl penaltı vermezsin?
Hani derler ya, "sadece rakibini değil, hakemi de yeneceksin!"
Sonrasında takım bunu yaptı, devre biterken maçın en talihsizi Marius’un asistiyle Holse’nin şaibesiz golü geldi. İkinci yarıya moralli başlayan Samsunspor taç atışından farkı ikiye çıkaran golü buldu ve rahatladı.
Son düdüğe kadar oyunu forsa eden, atak üstüne atak geliştiren, asla skoru koruma düşüncesine girmeyen, aç kurtlar gibi saldıran takım rakibine pozisyon vermeden maçı tamamladı.
Bakmayın skorun böyle olduğunda, Antalyaspor evine daha farklı bir yenilgiyle gidebilirdi. Ama öyle ataklar boşa harcandı ki sormayın gitsin.
Biz buna da razıyız.
Atalarımız çok da güzel söylemiş;
Çalışan kazanır, karşılığını alır.
Samsunspor bunu hep yapıyor, bu maçta da yapmaya devam etti.
Hafta içerisinde yaşadığımız tedirginliği maç içinde göremedik. Sarı kart ceza sınırında olan dört oyuncu çok temkinli oynayarak kart görmemeye çalıştı. Zorlu geçeceği bilinen Galatasaray maçına eksik çıkmamak gerekiyordu. Neyse ki beklenen olmadı.
Maç öncesi “Ara beni, öptüm seni" adlı şarkısıyla hit olan sanatçı Çağla'nın sunduğu mini konser tribünleri coşturmaya yetti. Atılan goller sonrası da taraftarlar sevinçlerini bu şarkıyı söyleyerek gösterdi.
Tribünlerde Fenerbahçe maçındaki doluluğu görememek üzdü bizleri. Takım zirvede harikalar yaratıyorken, sormak lazım "büyük takım maçlarında mı ilgi göstereceksiniz ? Sahi ya, nerelerdesiniz?"
Bu futbolcular, tıklım tıklım dolu tribünler önünde maç oynamak istiyorlar.
Haksız da değiller.














Tebrikler sn.yazar, bu maç için en doğru tanımlama "aç kurtlar gibi saldırmamız". Ancak, Antalyaspor bu hali ile ligin zayıf halkalarından. Bunu da unutmayalım. Taraftara teşekkürler, mesai sonrası akşam ve soğuğa rağmen hem de çocuklarıyla gelmişler. Çok sevindirici. T.Reis bana biraz Werner Lorant'ı anımsatıyor, kameralar önündeki sakinliğine, ayakları yere basan açıklamalarına rağmen, idmanlar, soyunma odası ve devre arası taktik konuşmalarda bu denli sakin olduğuna inanmıyorum. Maçın sonuna doğru rakip kale dibinde yapılan ve farkı kaçırmamıza neden olan pas hatalarımıza, ayrıca hafta içi Bayburt kupa maçında yedek ağırlıklı kadronun sönük oyununa gösterdiği tepki, bence her şeyden daha değerli. Kabullenemiyor. Lorant'ı hatırlıyorum; Fenerbahçe'de, Sivas'ta soğuk havalarda idmanlarda oyunculara "maçta bereyle oynayabiliyor musunuz?" diyerek kızar; çıkartmalarını isterdi. Hafta sonu Galatasaray'dan alınması olası puan(lar), her türlü art niyetli düşünceyi de boşa çıkarır.