Bir televizyon programına katılan Samsunspor Başkanı sevgili Yüksel Yıldırım, üç büyütülmüşleri medyadaki temsilcilerine karşı aklından, içinden geçen ne varsa kendi tavır ve tarzıyla konuştu.
Hani derler ya, “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”
Bazıları ve temsil ettiği kitle, inadına anlamamak için yan yollara sapıp, başkanı da oraya çekmek istediler.
Çok kurnazlar ya, çokbilmişler ya.
Başkan bu tuzağa düşmedi.
Aksini yaparak beyin kalp ilişkisinin ne anlama geldiğini bir eğitmen gibi öğretti.
Anlar gibi yapıp, aslında anlamadılar.
Bir şeyi bilmiyorsan, biliyormuş gibi yap sessiz kal moduna yattılar.
Biz de yedik!
Evet, bende her aklıselim insan gibi söylenen şu şeye katılıyorum.
Başkanın en büyük zaafı bu.
Sosyal medyadan kendisine sallayan her meczup kimliklilere yanıt veriyor. Polemiğe giriyor.
Bu durum aslında onu sevenlerin canını sıkıyor. Bu tür bel altı toplara girmesin isteniyor. Ama ne var ki, başkan bu oyunu seviyor, zevk alıyor.
Ha, birileri deli oluyor mu?
Ne delisi? Zır deli oluyor.
Başkanın programı akıl dolu sözlerle iyi bir şekilde tamamladığını söyleyebilirim. Başta Samsunspor düşmanı, yenilgiyi hazmedemeyip, saha ortasında futbolculara tekme tokat saldırıp aldığı cezayla aylarca sahalardan uzak kalan Abdülkerim efendi olmak üzere kendisini stüdyo da dinleyenlere, TV başında ki antipatiklere iyi bir ders verdiğini gözlemledik.
Başkanın futbolculara gönderdiği en anlamlı mesaj getir-götür konusuydu.
Ne diyor?
“Bizi bu seviyeye siz getirdiniz, Avrupa’ya da siz götüreceksiniz “
Bu çağrıyı umarım başta teknik heyet olmak üzere kalan 7 maçta forma giyecek tüm futbolcular iyi analiz edip gereğini yapacaklardır.
Ele güne mahcup olmama adına, TV’lerdeki ve sosyal medyadaki maymunların ağızlarına sakız olmama adına, hem Cuma akşamki maça, hem de kalan maçlara büyük bir iştah ve azimle çıkıp oynamalılar.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe yaptığı hitabeyi örnekleyerek bende bir çağrıda bulunmak isterim;
“ Ey, Samsunspor’un evladı, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, şanını, şöhretini, korumak, sana karşı yapılan saldırılara karşı mücadele etmektir. Muhtaç olduğun kudret damarlarında ki asil kanda ve göğsünde taşıdığın şanlı armada mevcuttur.”














Ocak 1989 da, o uğursuz kaza olduğunda lise sondaydım, küme düştüğümüz 1992 de ODTÜ'de bir öğrenci, 2006 da çocuğu yeni doğmuş bir baba, 2012'de Michael Fink skorbord tarafına gol atıp öne geçtiğimiz o Sivasspor maçında ne umutlandım, ama olmadı kaybedip bağıra çağıra küme düştük. Kaç kere yıkılmıştım 19 Mayıs'ın çimlerinde.. Samsunspor'u sevmek hep bir elinde umut, diğerinde düş kırıklığı ile yaşamaktı..Arada Multescu ve Ertuğrul'lu kısa süren güzel anılarımız da oldu.. Şimdi şu puan tablosuna bakıyorum da, rüya gibi. Gurur ve şeref verici. Kimin şampiyon olacağı (küme düşeceği de) bizi ilgilendirmemeli, cuma akşamı da diğerlerinden olduğu gibi aynı puanları GS'den almak; geldiğimiz şu günlerde hem etik bir durum, hem de ensemizde diğerlerinin sıcak nefesi hissedilirken, Avrupa Kupalarına katılım için geçmek zorunda olduğumuz bir başka engel.. Başkanımızı seviyoruz, ancak GS ile oynayacağımız kritik maç arifesinde üçüncü bir takımı da katarak yorum yapması iyi olmuyor...