İlginç bir maç izledik.
Geriye düştük, öne geçtik. “Bu maç böyle biter” diye düşünürken ikinci golü kalemizde gördük. “Anlaşılan bir puana razı olacağız” derken kazanılan penaltıyla üç puan şansı adeta ayağımıza kadar geldi.
Ve ne yazık ki, ayağımıza kadar gelen o büyük fırsatı elimizin tersiyle ittik.
Bugün bir kez daha gördük ki; takımın sağ beki yok, sol beki yok derken… meğer penaltıcısı da yokmuş!
Kaçan bu kaçıncı penaltı?
Alınacak üç puan; üst sıralardan kopmamak adına çok önemliydi.
Tribünlerin yeniden dolması adına çok önemliydi.
Ama olmadı…
Buna “şanssızlık” demek içimden gelmiyor doğrusu. Bunun tek bir açıklaması var: Beceriksizlik.
Şanssızlıkla açıklanabilecek tek şey; rakibin doğru düzgün pozisyonu yokken, gereksiz bir penaltıyla geriye düşmemiz olabilir.
Sahada Holse gibi, Van Drongelen gibi, Emre Kılınç gibi maçı gerçekten isteyen, mücadele eden birçok oyuncu vardı.
Biliyorum ki onlar da en az benim kadar, hatta benden çok daha fazla hayal kırıklığı yaşıyorlar.
Özellikle ikinci yarıda ortaya koyduğumuz futbol, üç puanı fazlasıyla hak ediyordu.
Ve aslında tüm şartlar lehimizeydi…
Ama yine de sahadan üç puanla ayrılmayı başaramadık.
İşin özeti bu…













