Thorsten Fink’in Gaziantep karşısına çıkardığı kadro, ilk bakışta “Bu kadar köklü revizyon gerekli miydi?” sorusunu akıllara düşürdü. Ancak dakikalar ilerledikçe o soru yerini net bir kanaate bıraktı: İyi ki böyle bir kadroyla çıkılmış.
Uzun zamandır Samsunspor’u bu kadar iştahlı, bu kadar diri, bu kadar ne yaptığını bilen bir kimlikle izlememiştik. Sahadaki arzu, zaman zaman takımın geçmişinden esintiler taşıyan bir mücadele ruhuna dönüştü. Topun peşinde koşan değil; oyunu isteyen, yöneten ve rakibini hataya zorlayan bir Samsunspor vardı.
Rakip ise ligin dişli ekiplerinden Gaziantep FK. Ancak ilk dakikada orta-şut karışımı direkten dönen top dışında ciddi bir varlık gösteremediler. Sahasından çıkmakta zorlanan, oyunu kabullenmek zorunda kalan ve beraberliğe razı bir görüntü veren taraf oldular.
Samsunspor takım halinde doğru bir oyun sergiledi. Presi yerinde, geçişleri planlı, savunma disiplini sağlamdı. Eksik olan tek şey final dokunuşuydu. Son paslarda ve bitiricilikte biraz daha maharetli olunabilseydi, oyun karşısında çaresiz kalan rakip eli boş gönderilebilirdi.
Mücadele gücü gol dışında her şeyi mutlu etti demek yanlış olmaz.
Orta sahada bitmeyen enerjisiyle Celil Yüksel yine takımın dinamosuydu. Her topa basan, her boşluğu kapatan, her mücadelede var olan bir profil çizdi.
Carlo Holse ise adeta joker kart gibiydi. Hangi mevkie koyarsanız koyun, formasının hakkını veriyor. Oyun bilgisi ve çalışkanlığıyla takımın sigortası olmayı sürdürüyor.
Ancak aynı tabloyu Logi Tómasson için çizmek zor. Sahada zaman zaman el freni etkisi yaratan bir görüntü verdi. Belli ki özgüveni hâlâ tatilden dönmüş değil.
Gecenin asıl düşündüren tarafı ise tribünlerdi.
Bu mücadeleye, bu isteğe, bu tempoya rağmen koltuklar boştu. Elbette bunun birçok nedeni var: alınan sonuçlar, sahadaki dalgalı performans ve Ramazan ayının etkisi… Ancak en kritik mesele taraftarla kurulan mesafe.
Taraftarı müşteri gibi görmek, “makyajlı-makyajsız” gibi ayrıştırıcı söylemlerle camiayı bölmek, bir kulübün taşıyabileceği yük değildir. Futbol sadece sahada oynanmaz; tribünde, sokakta, şehirde yaşar.
Nasıl ki Samsunspor’a boş tribünler yakışmıyorsa, yönetime de taraftarıyla inatlaşmak yakışmaz.
Hata yapılabilir.
Ama hatadan dönmek erdemdir.
Gerekirse özür dilemek de…














Emin Bey, zaman zaman eleştirile kendi çocuğumuz Yunus Emre için “asıl yeri olan stoperde oynatılsa çok başarılı olur” diye çok kez yazmıştım. Bu akşam beni doğrulayan bir futbol oynadı. Satka sezon sonu ayrılıyormuş. Zaten eskisi gibi de oynamıyor. Eğer Yunus Emre bu mevkide sürekli oynatılırsa, onu kazanırız diye düşünüyorum. Ne dersiniz.