Bu kez “iki yarı, iki farklı oyun” demeyeceğim. Ancak sahada gerçekten iki farklı Samsunspor vardı.
İlk yarıda Samsunspor adına; ‘özgüven eksikliği damga vurdu.’ Belki de fazla kazanma isteği ters etki yaptı. Kim bilir?
Kendi sahasından çıkmakta zorlanan, çekingen, basit pas hataları yapan, top kayıplarıyla ritmini kaybeden bir takım izledik. Ne yaptığını bilemeyen, oyunda kararsız kalan ve rakibin temposunu kabullenmiş bir Samsunspor vardı sahada.
İkinci yarıda ise bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Tüm olumsuzlukları soyunma odasında bırakan, kazanma arzusunu sahaya yansıtan bir takım…
Hem hücumda hem savunmada daha derli toplu, daha istekli bir Samsunspor izledik.
Kalede Okan Kocuk, çok fazla iş düşmese de güven veren bir performans sergiledi. Keşke aynı başarıyı penaltılarda da gösterebilse… Zira aleyhimize verilen penaltı kararları artık neredeyse alışkanlık haline geldi.
Karşılaşmada tempo yüksekti, mücadele üst düzeydeydi. Orta sahalar hızlı geçildi. Buna rağmen “bu da kaçar mı?” dedirten net fırsat sayısı oldukça sınırlıydı.
Yine de geceye damga vuran iki gol vardı. Carl Holse ve Tanguy Coulibaly, adeta birbirlerine nazire yaparcasına, aynı noktadan ve aynı kaliteyle vuruşlar yaparak haftanın belki de en güzel gollerine imza attılar.
İki gol arasına karbon kâğıdı koysanız ancak bu kadar benzer olurdu.
Coulibaly, attığı şık gole rağmen maçın büyük bölümünde etkisizdi. Alışık olduğumuz, boşluk yaratan, adam eksilten ve doğrudan kaleye giden oyunundan uzak bir görüntü çizdi.
Uzun bir aradan sonra üst üste gelen üç puanların sevincini yaşıyoruz. Ancak bu sevinç biraz buruk…
Çünkü tribünler ciddi boşluklar var.
Hedef yok, iddia yok… Ama başka Samsunspor da yok.
Tribün desteği olmazsa mücadelenin bir ayağı, başarının ise önemli bir basamağı eksik kalmaz mı?













