Thorsten Fink’in Alanyaspor karşısına çıkardığı ilk 11’e bakıldığında, bunun daha çok gelecek sezonun kadro planlamasına dönük bir tercih olduğu düşünüldü. Ancak sahaya yansıyan bu tercih, kulüp başkanı Yüksel Yıldırım’ın Beşiktaş maçı sonrası yaptığı “Sonuna kadar Avrupa hedefi için mücadele edeceğiz” açıklamasıyla çelişir gibiydi.
Ortada bir uyumsuzluk olduğu açıktı: Ya söylem daha temkinli kurulmalıydı ya da sahaya çıkan kadro bu iddiayı doğrudan desteklemeliydi.
Düşüncelerimizde yanıldığımızı maç ilerledikçe gördük.
Uzatma dakikalarına kadar sahada görevini eksiksiz yerine getiren, disiplinli ve istekli bir takım vardı. Plan işledi, oyuncular sorumluluk aldı ve ortaya etkili bir performans çıktı. Ta ki üç farklı üstünlüğün getirdiği rehavet sahneye çıkana kadar…
Ve sonra olanlar oldu.
Uzatma dakikalarında yaşanan dağınıklık, neredeyse kazanılmış bir maçın heba edilmesine yol açıyordu. Alanya deplasmanından üç puanla dönmenin sevinci, birkaç dakikalık “akıl tutulması” yüzünden gölgeleniyordu.
Aslında tabloyu anlatmak için en doğru benzetme belki de “derinlik sarhoşluğu.” Dalgıçların yaşadığı bu durum, bilinç bulanıklığına ve kontrol kaybına neden olur. Samsunspor’un uzatma dakikalarındaki hali de tam olarak buydu: kontrol kaybı, basit hatalar ve gereksiz panik.
Oysa maçın genelinde farklı bir hikâye vardı.
Üçlü savunma hattı, verilen pozisyonlara rağmen genel anlamda güven verdi. İrfan Can Eğribayat’ın özellikle maçın başındaki kritik kurtarışı, karşılaşmanın kırılma anlarından biri oldu. Ali Badra Diabate, oyunda kaldığı süre boyunca hızı ve tekniğiyle fark yarattı. Yunus Emre Çift savunmada rakibine alan tanımadı.
Orta sahada Holse bitmeyen enerjisiyle yine dikkat çekerken, Ntcham üretkenliğiyle ön plana çıktı. Ntcham’ın pas kalitesi ve attığı gol, takımın hücum gücünü net şekilde ortaya koydu. Elayis Tavşan doğru zamanda doğru yerde bulunarak tabelayı değiştirdi. Marius Moundilmadji ise bir gol ve bir asistle performansını taçlandırdı.
Sonuç olarak Samsunspor, zor bir deplasmandan üç puan çıkarmayı başardı. Ancak bu galibiyet, beraberinde önemli bir uyarıyı da getirdi: Futbol sadece 90 dakika değil, son düdüğe kadar süren bir konsantrasyon oyunu.
Kazandılar.
Ama ders almaları gereken bir son bölümle…













