Samsunspor, futbol seyircisine adeta ibretlik bir seminer sundu:
“Kaleye nasıl gidilmez?” sorusunun yanıtını, en ince ayrıntısına kadar uygulamalı anlattı.
Üstelik bununla da yetinmedi.
“Yan pas ve geri pas organizasyonu nasıl kusursuz hale getirilir?” başlıklı ikinci dersi de sahaya koydu.
Top birinci bölgede alındı, rakibin birinci bölgesine kadar taşındı… Sonra geri döndü.
Yine ileri, yine geri…
Adeta orta sahaya sabitlenmiş bir vites topuzu gibi.
Dakikalar 44’ü gösterdiğinde kazanılan ilk köşe vuruşu, gecikmiş bir teselli ikramiyesi gibiydi.
O kadar yani.
Topa sahip olma oranı mı? Yüksek.
Peki pozisyonlar? Rakibin. Hem de nasıl pozisyonlar!
5, 24, 30, 57, 77…
Her dakikada aynı senaryo.
Ve kalede tek bir isim yankılandı:
Okan.
Okan.
Okan.
Okan.
Okan.
İyi ki vardın.
Okan Kocuk olmasaydı, bu maç bir puan tartışması değil, bir hezimet manşeti olurdu.
Kazanma hırsını yitirmiş, kanatları çalışmayan, yan pas dışında çözüm üretmeyen; savunması, orta sahası ve hücum hattı tel tel dökülen bir takımın ayakta kalmasını sağlayan tek isim kalecisiydi.
Karşıda ise ligde kalma savaşı veren Fatih Karagümrük vardı.
Eğer kalede Okan olmasaydı, konuştuğumuz şey alınan bir puan değil; tarihi bir fark olurdu.
Topa sahip olma yüzdesiyle avunanlara selam olsun.
Ha bir de makyaj uzmanlarına.
Samsun için artık romantik teselliler değil, sert bir uyanış gerekiyor.
Çünkü bu oyun, umut değil uyku veriyor.
Ve Samsunspor için çalar saat çoktan çaldı.













