Samsunspor’un kazanma arzusunu iki devreye yayamadığına, hatta sahada iki farklı kimliğe büründüğüne bu sezon defalarca tanıklık ettik.
Ama bu kez makas fazlasıyla açılmış durumda.
Kazanma isteği yalnızca son bölümde ortaya çıktı. Sadece on beş dakika…
Oysa Rize karşısında alınan ağır yenilginin ardından, sahada çok daha istekli ve reaksiyon veren bir takım bekliyorduk.
Gecenin tek tesellisi, son on beş dakikadaki o kısa süreli arzu ve skora yansıyan çaba oldu.
İşlerin iyi gitmediğini defalarca dile getirdik. “Sıradanlaştık” dedik. Kötü gidişin faturası teknik direktör Thomas Reis’e kesildi.
Ancak tablo değişmedi: Her geçen gün geriye giden bir oyun ve can sıkan sonuçlar…
Geçen sezonu arar hale geldik.
Bir zamanlar İsviçre saati gibi işleyen savunma hattı, bugün bireysel hatalarla adeta yolgeçen hanına döndü. Gecenin en talihsiz ismi, savunmanın sigortası Van Drongelen’di.
Çünkü kısa mesafede riskli pas hatalarını artık fazlasıyla sık görüyoruz.
Savunma yerleşiminde ciddi problemler var. Kademe hatalarını saymaya bile gerek yok…
Bir dişli bozuldu mu, sistemin tamamı dağılır. Nitekim öyle de oluyor: Hatalar zincirleme şekilde büyüyor.
Futbolda hataya yer vardır belki ama böylesine “ölümcül” hataların affı yoktur. Yaparsanız, bedelini ödersiniz.
Hem giden teknik adam hem de gelen isim topa sahip olmayı öncelik olarak gördü.
Ama sorulması gereken basit bir soru var:
Topa sahip olup pozisyon üretemiyorsanız, orta sahada yapılan pasların ve sayısız geri pasın ne anlamı var?
Sahada uzun süre, bal yapmayan arı gibi dolaştık durduk.
Unutmayalım: Her maçın son bölümünde ayağa kalkamayız. Her karşılaşmayı son dakikada bulduğumuz gollerle kazanamayız.
Artık birilerinin durup ciddi şekilde düşünmesinin zamanı geldi, hatta geçiyor.
Bu maçtan alınan sonucun bir “narkoz etkisi” yaratmamasını umuyoruz.
Ve en önemlisi… Rehavete yol açmaz.













