Geçen haftalardaki karşılaşmalarda alınan sonuçları, rakiplerimizin performans düşüklüğü olarak yorumladık. Ve biz bunu; iyi performans sergileyerek, puan farkını açmak olarak değerlendirmiştik.
Bu avantajı, puan sıralamasındaki yerimizi biraz daha sağlamlaştırmak, "yolun sonu Avrupa" hayalimize bir adım daha yaklaşmak olarak görmüştük.
Şayet ipi arzu edilen yerde göğüslemek istiyorsak, "tedbiri bir an olsun elden bırakmamak" ilkesini benimsemeliydik.
Biz ne yaptık…
Ayağımıza kadar gelen kısmeti elimizin tersiyle ittik. Hem de ne itmek! İki farkla öne geç sonra yan gel yat…
Yok böyle bir rehavet…
Başlık bulamadım diyorum çünkü iki farkı yeterli görüp mücadele yerine sahada gezinmeyi tercih eden oyuncularımıza söylenecek o kadar çok şey var ki…
İki farklı yarıda iki ayrı takım izledik. Ve yaptığı hamlelerle sahadan üç puanla ayrılmayı bilen İlhan Palut oldu. Buna taktik savaşı demek içimden gelmiyor. Dense dense; ‘hamle gücü sağlam olan kazandı’ denebilir.
Sezon başından bu yana; ‘kulübe yetersiz’ deyip durduk. Bir anlamda bugün yetersizliğin bedelini ödedik aslında.
Thomas Reis ne yapsın?
Eldeki malzeme bu…
‘İş bilen’ yöneticilerimize selam olsun…
Çok bilen çok yanılırmış. Umarım ders alınır ve bu işler artık profesyonel ellere teslim edilir.
Elbette ki Avrupa hayalimizi bir mağlubiyete teslim etmeyeceğiz. Elbette ki son karşılaşmaya kadar umudumuzu diri ve taze tutacağız.
Zira biliyoruz ki o köprünün altından daha çok sular akacak. Sahamızda alınan ‘gereksiz’ puan kaybı için üzgün, hatta kızgınız. Üzgün ve kızgın olmamızdan, umutsuzluğa düştüğümüz anlamı çıkartılmasın.













