Maç öncesindeki temennimiz açıktı: İzmir’den mağlup olmadan dönelim. Yedi olan mağlubiyet sayımız sekiz olmasın.
Temenni işte…
Ancak insan temennide bulunurken dikkatli ve gerçekçi olmalıymış; bunu da öğrenmiş olduk. Önce kulübeye bakacaksın, kadro derinliğini hesaba katacaksın. Ondan sonra temennide bulunacaksın.
İkinci golden sonra oyundan iyice düştük. O anlarda “yedi olan mağlubiyetimiz sekiz olmasın” düşüncesi, “iki yedik bari üç olmasın” noktasına evrildi.
Geçen yazımıza attığımız başlık hâlâ tazeliğini koruyor:
“Batı cephesinde değişen bir şey yok.”
Düşüş sürüyor…
Çünkü “ölümcül hatalar” yapmaya devam ediyoruz. Sadece isimler değişiyor; hataların niteliği değişmiyor.
Bir önceki yazımızda bu hatalar zincirine teknik ekibi de dâhil etmiştik. Orada da tablo farklı değil.
Tek isabetli şut çekmeden, tek bir pozisyon dahi üretemeden maçı tamamladık. Ama Musaba kulübede oturuyor!
Kaleye dikine gidebilen başka bir oyuncumuz var mı? “Musaba neden kulübede oturuyor?” sorusunun yanıtını gerçekten merak ediyorum.
Mağlubiyet elbette can yakıyor ama asıl acı olan, sıradan bir takım görüntüsü vermemiz. İnanın bu daha çok koyuyor.
Bir de bu kadar geri pas yapmak…
İki farklı mağlubiyete rağmen, sahada ne yaptığını bilen, formasının hakkını veren ve alkışı hak eden tek bir oyuncu vardı: Rick Van Drongelen.
Her karşılaşmada olduğu gibi yüreğini koydu sahaya…













