İlk yarıda ortaya koyduğumuz ürkek ve silik futbola bakarak kaçımız “Keşke yenildik ama ezilmedik diyebilseydik… Keşke yenilmezlik serimiz böylesine silik bir futbolla son bulmasaydı.” diye düşünmedik?
Ya da ikinci yarıda sahaya yansıttıklarımızı gördükten sonra “Madem bunu yapabiliyordunuz, ilk yarı neredeydiniz?” demedik mi?
Yine iki farklı karakter ortaya koyduğumuz bir karşılaşma izledik.
İlk yarıda, iki takımın en aktif ve en zayıf halkaları skorun belirleyicisi oldu: Leroy Sané ve Logi Tomasson…
Tomasson ilk golde Torreira–Sané verkaçını geriden takip edip izlemekle yetindi. İkinci golde yine Sané’yi kaçırdı. Sané’nin bir gol bir asistle devreyi kapatmasında Tomasson adeta başroldeydi.
Rakibin oyununa boyun eğen, zayıf bir takım görüntüsü verdik. Kalemizde gördüğümüz iki gole rağmen yeterli reaksiyonu gösteremedik. Rakibin tempoyu belirlemesine ve oyunu rölantiye almasına izin verdik.
İkinci Yarıdaki Değişim
Soyunma odasındaki uyarılara Eyüp Aydın–Olivier Ntcham değişikliği de eklenince, ikinci yarıda tamamen farklı bir karakter ortaya koyduk. Devreye iyi başladık; topa sahip olduk, rakibin çıkmasına izin vermedik, oyunu rakip sahaya yıktık. Rakibi bunaltmayı başardık.
Üst üste kullandığımız kornerlerin ardından, 56. dakikada Emre Kılınç–Musaba iş birliğiyle aradığımız golü bulduk. Golden sonra da sayısız pozisyon üretmeyi başardık.
Ve 88. dakikada, sahanın en çok çalışan isimlerinden Emre Kılınç’ın ayağından skora dengeyi getirdik.
Artık herkes maçın bu skorla biteceğini düşünürken, sahneye bu kez emek hırsızları çıktı. “Bu maç böyle bitmez” dercesine, verilen tüm emeğin üzerine bir anda abandılar. Sahada ter döken oyuncularımız değil, skoru belirleyen onlar oldu.
Bizim gönlümüzde bu maçın skoru asla bu değil…
Özellikle ikinci yarıda ortaya konulan üst düzey mücadele; “Samsunspor, Galatasaray’a her zaman yatıyor” diyenlere kapak olacak nitelikteydi.













