Geçen hafta ideal on birinden yoksun R.Samsunspor’un ortaya koyduğu futbol, hayal kırıklığı yaratmış, sahadan bir puanla ayrılmıştık.
Bu kez ideal on birimizle sahadaydık. Farklı oyun ve farklı skor bekliyorduk...
Beklentimiz; skor olarak karşılık buldu ancak oyun olarak ikinci kırk beş dakikayı beklemek zorunda kaldık. Yine de final paslarında biraz daha becerikli olabilseydik çok daha farklı skorla soyunma odasına gidebilirdik.
İki farklı yarıda, iki farklı ‘karakter’ ortaya koyduk. Heyecanın dip yaptığı, temposuz, pozisyonsuz, uyku ile uyanıklık arasında gidip geldiğimiz kırk beş dakika izledik.
Bunda Bodrum takımının etkisi tartışılmaz. Geçen haftaki dirençli ve mücadeleci kimliklerinden eser yoktu. Kaleye isabetli tek bir şutu olmayan rakip karşısında Okan Kocuk, belki de sezonun en rahat maçını oynadı.
İkinci yarı, gol dışında ilk yarı olmayan her şey vardı. Tempo, pozisyon, kaçırdığımız ve attığımız goller…
Daha doğrusu Nany Dimata’nın harcadığı pozisyonlar…
Bir birinin aynısı iki pozisyonda ‘zoru başarıp’ topu boş kale yerine dışarı atmasını şanssızlık olarak adlandırmanın doğru tanımlama olmadığını düşünüyorum. Buna verilebilecek tek isim bece; beceriksizlik…
Yanlış anlaşılmasın. İstekli oyununu ve takıma yaptığı olumlu katkıyı görmezden gelmiyorum. Ancak ‘ya maç berabere veya mağlup durumdayken devam ediyor olsaydı’ diye düşünmeden de edemiyorum.
Futbolun tüm pozitif ögelerini içinde barındıran, görsel zevki yüksek ikinci yarı izledik…
Defansın arkasına atılan toplardan bulduğumuz gollerle farkı açtık. Sonrasında kendimizi fazla yormadık. Oyunu rölantiye aldık, tempoyu belirledik. En önemlisi de rakibe ‘dişe dokunur’ pozisyon vermedik.
Takım oyunu oynamayı becerebilen ligin ender takımlarında biriyiz. İyi futbolla, sahadan dört farklı skorla ayrılmayı bildik. Her oyuncumuz üzerine düşen görevi layıkıyla yaptı.
Yine de Emre Kılınç’ın bu denli istekli oluşunu önemsediğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Lakin ‘günüde Emre’nin’ ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz.













