Sıradanlaştık.
Çünkü sıradan oyuncularla ligi, Avrupa’yı ve kupayı götürmeye çalışıyoruz..
Trabzonspor karşılaşması bu sıradanlığın adeta vitrini oldu.
Kaliteli futbolu, kaliteli oyuncular oynar.
Nokta.
Peki, gidenlerin ve sakatlananların yerine aynı kalitede takviyeler yapılabildi mi?
Hayır.
Oysa birkaç doğru ve kaliteli dokunuşla çok daha iyi bir takım ortaya çıkabilirdi. Ancak transferde “akşam pazarı” beklendi.
Soruyorum: Hangi büyük hedef, “ucuz olsun” diye akşam pazarına bırakılır?
Musaba’nın yerine daha iyisinin alınacağı kamuoyuna deklare edilmişti.
Sonuç ortada…
Yedi karşılaşma sonra galibiyet yüzü görebilmiş bir takıma hâlâ gerekli kalite eklenemiyorsa, bu tür hezimetler de kaçınılmaz olur.
Az parayla çok başarı formülünü futbola uyarlamaya çalışan Yüksel Yıldırım’ı anlamaya çalışıyorum. Ticari başarısını tartışacak değiliz; o zaten ortada.
Ancak bu formül futbolda ne kadar uygulanabilir, ne ölçüde başarı getirir, ciddi kuşkularım var. Umarım yanılırım.
Saha dışında formül arayışları sürerken, saha içinde Thomas Reis bundan etkilenmez mi?
Elbette etkilenir.
Elinde Mendes ve Elayis gibi kanat oyuncuları varken, onları kenarda oturtup Holse’yi kanatta kullanmak bunun en somut örneği.
Bir diğer örnek ise topa sahip olmanın her şeyi çözdüğü yanılgısı… Topa sahip olmak başka, oyunu kontrol etmek başka. Nitekim top bizdeydi ama oyunun hâkimi rakipti.
Bu da sorulması gereken başka bir soruyu beraberinde getiriyor:
Uygulanmaya çalışılan bu formülde, ilk yarıda tek bir pozisyonumuzun dahi olmamasının, kaleyi bulan şutumuzun bulunmamasının bir açıklaması var mı?
Ortaya konan futbol da alınan sonuçlar da kimseyi tatmin etmiyor.
Tek temennim, yaşananların taraftarı tribünlerden uzaklaştırmaması…
Çünkü bu şehirde en son kaybedilmesi gereken şey, budur.













