Samsunspor, milli aranın ardından kendisini bekleyen zorlu maç maratonunun ilk ayağında Antalyaspor ile karşı karşıya geldi.
Kırmızı-beyazlılar için bu mücadele, aynı zamanda kendi sahasında ve taraftarı önünde oynayacağı üç maçlık serinin de başlangıcıydı.
Samsun temsilcisinin hedefi netti: Üç puan.
Üstelik bu hedef yalnızca Antalyaspor karşılaşmasıyla sınırlı değildi. İç sahada oynanacak her maçtan galibiyet çıkararak bu üç maçlık periyodu dokuz puanla kapatmak, tüm planların merkezindeydi.
Ancak bir kez daha gördük ki maçlar sahada kazanılıyor.
Hele sahada yürüyerek hiç kazanılmıyor…
Enerjisi tükenmiş, hırsı tatile çıkmış, isteği dip yapmış; hazırlık pasından geri pası anlayan, kazanma arzusu taşımayan, rehavet içindeki bir Samsunspor izledik.
Hal böyle olunca da ilk mağlubiyeti almak kaçınılmaz oldu. Üstelik kendi saha ve seyircin önünde…
“Milli ara yaramadı” gibi klişe sözleri bir kenara bırakırsak, koskoca takımda kazanma arzusu ile sahada olan yalnızca üç isim vardı: Carl Holse, ikinci yarıda oyuna giren Tanguy Coulibaly ve Celil Yüksel.
Diğerlerinin rahatlığı ise pes dedirtti.
Öylesine bir rahatlıktı ki, teknik direktör Thomas Reis’in ısrarla yaptığı “ileri oynayın” uyarılarını bile umursamadılar.
İlk yarıda tek pozisyonu olmayan bir takımdan gol yedik.
Oysa gole kadar duran top organizasyonlarına özellikle çalıştıklarının iki kez örneğini sergilemişlerdi.
Gol, futbolun meyvesidir.
Gol atmak için de final paslarınız ve son vuruşlarınızın isabetli olması gerekir. Bizde ise bir pozisyon dışında ikisi de yoktu.
“El tokadını yemeyen, kendininkini balyoz sanırmış.”
Bu rezil futbol ve rezil sonuçtan bakalım ne ders çıkarılacak…
Daha doğrusu çıkarılabilecek mi?












