Lige üç puanla başlamak, her takım için moral ve motivasyon açısından büyük önem taşır. Hele ki bu galibiyet, kendi sahasında ve taraftarının önünde gelmişse…
Ancak beklentimiz sadece üç puan değildi. Sezonun başı olması sebebiyle, oyuncularımızın hem fiziksel hem de zihinsel olarak hazır olup olmadığını görmek istiyorduk. Özellikle pas organizasyonları, alan yaratma becerisi ve taktiksel düzenin oturup oturmadığı gibi temel futbol unsurlarına odaklandık.
Avrupa arenasında rekabetçi bir kimliğe bürünmek istiyorsak, bu hazırlık seviyesinin çok daha yukarıya taşınması gerektiği açık. Bu noktada, yeni transferlerin ilk resmi maçta takımın kolektif yapısına ne ölçüde uyum sağladığı da ayrı bir merak konusuydu.
Evet, sezona üç puanla başladık ama oyunsal anlamda beklentilerimizin karşılandığını söylemek zor. Kuşkusuz bunda rakibin düşük performansının, sıcak hava koşullarının ve sezonun ilk maçı olmasının da etkisi var.
Samsunspor, geçtiğimiz sezondan alışık olduğumuz şekilde, topu isteyen ve oyunu yönlendiren bir anlayışla sahadaydı. Tempoyu belirleyen taraftı, oyunun büyük bölümünü rakip yarı sahada oynadı. Ancak organize olmakta zorlandı, özellikle final paslarında ciddi sıkıntılar yaşandı.
Sonuçta kazandık, ama sahada geçen sezonun o coşkulu futbolundan eser yoktu. Penaltı golü olmasa işimiz hayli zor olabilirdi. “Bir fark her zaman risktir” derken, Holse'nin müthiş golü geldi ve fark ikiye çıktı. “Bu maç böyle biter” diye düşünürken, kalemizde golü gördük. Son bölümde stres iyice arttı.
90 dakika boyunca izleme şansı bulduğumuz Tomasson takıma iyice adapte olmuş görünüyor. Dimata, geçen sezonki dağınık görüntüsünü büyük ölçüde geride bırakmış. Oyuna ciddi katkı verdi. Celil Yüksel ise adeta bir dinamo gibi çalıştı, orta sahayı ayakta tuttu.
Genel olarak takım fena değildi ancak skorun aldatıcı olmaması gerektiğini belirtmekte fayda var. Bu oyun, güçlü rakipler karşısında yeterli olmayabilir.













