Samsunspor, deplasmanda oynadığı UEFA Avrupa Konferans Ligi grup aşamasında ki ilk maçından üç puana dönmeyi başardı.
Rakip Avrupa kupalarının gediklisiydi.
Her takıma örnek olacak, doksan dakika susmayan ve her şart altında takımın destekleyen ateşli taraftara sahipti.
Avrupa’nın birçok güçlü takımının eli boş döndüğü zor deplasmandı.
Samsunspor, üst düzey mücadele ve takım ruhuyla zoru başardı.
Legia Varşova’ya kendi evinde mağlubiyeti yaşattı.
Erken bulduğumuz gol sonrası rakibin reaksiyon göstermesi kaçınılmazdı. Ataklarını tehlikeye dönüşmeden önledik. Ancak aynı başarıyı topu oyunu forse etmekte gösteremedik.
Ayağa paslarla çıkma istediğimiz, her defasında sıkıntıya dönüştü. Hal böyle olunca da topu sahamızdan çıkartmakta ve oyun kurmakta zorlandık. Neyse ki ikinci yarı bu yanlıştan dönüldü ve uzun paslarla çıkarak en azından topu kalemizden uzak tutmayı başardık.
Bizim gibi Legia Varşova takımı da ikinci yarıya ilk yarıdan aldığı dersle çıktı. İkinci yarının ilk altı dakikasına üç net pozisyon sığdı.
Rakibe ait biri direkten dönen üst üste iki pozisyon vardı. Okan Kocuk’un parmaklarının ucuyla teması topun fileler yerine direkle buluşması, bizim için şans anıydı.
51. dakikada bu kez şans rakibin yanındaydı. Marius Moundilmadji’nin zor pozisyonda kaleye gönderdiği topu önce kaleci çeldi, sonra savunma çizgiden çıkarttı.
Thomas Reis’ın Coulibaly’i oyundan almasını geç alınmış bir karar diye düşünüyorum. İkinci yarıya, oyun içindeki aynı rotasyon mantığıyla Makoumbou ile başlanmalıydı. Coulibaly’nin bireysel oyun anlayışı, zaman zaman takım düzenini bozdu.
Her mahallenin bir delisi vardır misali, her takımda da bir savruğu ve bencili var demek. Gitti Dimata, geldi Coulibaly!
Bencilliği ve gösterişi bir kenara bırakması için bence uyarılmalı. Ve futbolun kolektif oynanan takım oyun olduğu hatırlatılmalı.
Tüm zorluklara rağmen gösterilen özveri, sahadaki mücadele ve alınan tarihi galibiyet, Samsunspor camiasına unutulmaz bir gece yaşattı.
Bu başarıda emeği geçen herkesi kutluyorum.
Var olun...














Bazı arkadaşların takımın çok kötü ve gömülü bir futbol oynadığını, bundan mutsuz olduklarını, eleştirdiklerini gördüm. 27 yıl sonra Avrupa kupalarına katılan bir takımın, hele de Beşiktaş-Trabzonspor-Başakşehir ortada yokken, Fenerbahçe de mehter takımı gibi bir ileri - bir geri giderken, böyle eksiklerimiz olacak ama zamanla düzelecek. Biz demiyoruz ki dört dörtlük oynadık. Buralara nereden geldik? Paslı turnikelerden, akıtan pisuvarlı ilçe statlarından.. Dün gece 5 topumuz direkten dönse ama sonuçta biz 1:0 yenilseydik, daha mı mutlu olacaktınız? Ekstradan ülke puanı mı bahşederlerdi? Tarih bizi yazacak, bitti.. Son sözüm : Zeki Yavru'yu el arabası gibi çekiştiren o hazımsız hergele (çok başka tabirler uyar aslında da...işte) kırmızı kart görmeden o maçı bitirdi ya, dua etsin. Sen kimsin ve bu hakkı nereden buluyorsun? Ya Zeki'yi sakatlasaydı? Bizim bildiğimiz kasabanın bir tane şerifi olur. Böylelikle hakemi de ezdi geçti, maç durmuşsa, o dakikalar zaten ilave edilecek.